“Hikâyeler
projektörlere ve sahne ışıklarına benzer; sahnenin bir bölümünü aydınlatırken,
geri kalanını karanlıkta bırakırlar. Bütün sahneyi eşit ölçüde aydınlatsalardı hiçbir
işe yaramazlardı. Bu ışıkların görevi sahneyi seyircinin görsel ve entelektüel
alımlamasına hazır hale getirmek; algılanabilir, özümsemeye açık, anlamsız leke
anarşisinin engellemediği bir resim yaratmaktır.”
Zygmunt
Bauman, Iskarta Hayatlar: Modernite ve Safraları
Yeni bir ifade ve anlatım sanatı olarak literatüre
yerleşen Storytelling (hikâye anlatıcılığı), bizdeki meddahlık geleneğine
çok benzeyen bir biçimde kelimelerle, görsellerle, imgelerle birlikte doğaçlama
süslemeler katarak olayları anlatma sanatıdır.
Sunulan-anlatılan şey ister bir ürün olsun isterse bir deneyim veya bilgi olsun… Önemli olan sunulanın karşıdaki “alıcı/alımlayıcı” üzerinde oluşturduğu duygulardır. Hikayeler ikna eder, özdeşim kurdurur, telkinlerde bulunur…
Pek çok öncü şirket hikaye anlatıcılığı ve hikayeleştirmenin gücünü arkasına almak istiyor. Hatta Microsoft, IBM, Nike gibi birçok sektör devi şirkette, artık “Chief Storytelling Officer” ya da “Chief Storyteller” diye bir pozisyon var. Yani “Baş Hikaye Anlatıcısı”
İş dünyasında pek çok sektörde olduğu gibi artık eğitim sektöründe de “storytelling”in önemini daha çok fark ediyor ve dile getiriyoruz.
Ünlü İngiliz Yazar ve İletişim Uzmanı David JP Phillips, Hikaye Anlatımının Büyülü Bilimi adlı sunumunda “Melekler Kokteyli” dediği üç hormon olan “Dopamin, Oksitosin ve Endorfin”in salınımına bağlıyor bütün meseleyi.
“Hikayeler bu üç hormonun
salgılanmasına yarar (Dopamin, Oksitosin ve Endorfin)”
…ve Phillips bu salgılanmaların
yarattığı etkileri açıklar:
Dopamin:
Odaklanma-dikkat-konsantrasyon, motivasyon ve hafıza-zihin işlevlerini (yaratıcılığı)
artırır ve size sunulanı alımlama, algılama ve ihtiyaç olduğuna kannat
getirmeye yardımcı olur. Bunu harekete geçirmek için hikayelerdeki belirsizlik,
merak uyandırma etkenleri kullanılır.
Oksitosin: Seyirciler,
dinleyiciler ve yaşadıkları karakterler arasında empatik bağlantılar kurarak
hikayelere hayat verir. Beynimizin koklamak veya sallamak için
kullandığımız aynı bölümleri de bu deneyimleri tanımlamak için kullandığımız
kelimeleri anlamamıza yardımcı olur. Bu mekanizmalar farklı olsa da, her
ikisi de hikayelerin ifade gücüne katkıda bulunur. Oksitosin, seyirciyi veya
dinleyiciyi daha cömert yapar, karşıdakine güven duymasını sağlar. Empati
kurmanızı sağlar. Şefkat yaratır.
Endorfin: Yaratıcılığı
artırır, rahat hissettirir, yeniden odaklanmaya yardımcı olur.
Bu hormonların salgılanmasını sağlarken de Kortizol ve Adrenalin salgısını sınırlamaya yarayan Storytelling yöntemi ile Bauman’ın alıntıladığım ifadesini ispat etmiş olur Philips. Kortizol ve Adrenalin’in yüksek miktarda salgılanması ise hoşgörüsüzlük, asabiyet, yaratıcılık eksikliği, utanç, zayıf hafıza ve kötü kararlar meydana getirir.
Bu kurallar ve sunduğu engin bilgiler yalnızca Pixar hikayeleri için geçerli değil; bu 22 kural, senaryo yazımı başta olmak üzere bilinen her türlü kurgu yazarlığında kullanılabilirdi.
İşte
Pixar’dan Hikaye Anlatıcılığının 22 Temel Kuralı:
- Bir
karakterin sevilmesinin nedeni, başarılarından çok denemekten
vazgeçmemesidir.
- Yazar
olarak hoşunuza giden hikayeyi değil, seyirci olsanız ilginizi çekecek
hikayeyi anlatmayı deneyin. Bu ikisi arasında dağlar kadar fark vardır
bazen.
- Belli bir
tema üzerine yazmak önemli olsa da, hikaye sona ermeden o temayı bulmak
mümkün olmayabilir. Sona erince mi? Elbette tekrar yazmanız gerekir.
- Bir
zamanlar _____ vardı. Her gün, _______ yapardı. Bir gün _______ oldu. Bu
yüzden _______. Ve yine bu yüzden, ________. Ve sonunda ________.
- Basitleştirin.
Odaklanın. Karakterleri birleştirin. Yol ayrımlarını atlayın. Kıymetli
eserinizi kaybettiğinizi düşüneceksiniz ama bu manevralar sizi özgür
kılacak.
- Karakteriniz
hangi konularda başarılı? Kendini en rahat hissettiği yer neresi? Tam ters
köşeye yatırın. Nasıl başa çıkacağını görün.
- Hikayenin
ortalarına gelmeden sonunu yazın. Gerçekten; sonlar hep zordur, o yüzden
sonu baştan bulmak işinizi kolaylaştırır.
- Hikayenizi
bitirin. Mükemmel olmasa bile… İdeal bir dünyada hikayeler hep mükemmel
şekilde sonlanır, ama bu dünyada değil. Bırakın, boşverin, bir dahaki
sefere daha iyisini yazın.
- Takıldığınız,
ilerleyemediğiniz zaman, hikayede GERÇEKLEŞMEYECEK olan olayları
listeleyin. Birçok kez, bu listedeki maddelerden biri sizi tıkanmadan
kurtaracaktır.
- Sevdiğiniz
hikayeleri bir kenara ayırın. Bu hikayeleri sevmenizin sebebi, içlerinde
kendinizden bir parça bulmanızdır; hikayeleri kullanmadan önce o parçayı
bulmanız gerekir.
- Yazmaya
başlamak aynı zamanda düzeltmeye başlamaktır. Kafanızdaki mükemmel fikir
kağıda dökülmeden kalırsa, onu kimseyle paylaşamazsınız.
- Aklınıza
gelen ilk fikri eleyin. İkinciyi de, üçüncüyü de, keza dördüncü ve
beşinciyi de… Sıradan ve herkesin aklına gelebilecek olanı önünüzden
kaldırın. Kendinizi şaşırtın.
- Karakterlerinizin
fikirleri olsun. Pasif, yumuşak başlı karakterler yazarken size kolaylık
sağlar ama okuyanı fena zehirler.
- Neden BU
hikayeyi anlatmak istediğinizi bilin. İçinizde, başka hikayeleri değil de
ille bunu yazmanızı isteyen yanınız hangisi? Sebeplerin kökenine inin.
- Eğer
yazdığınız karakter siz olsaydınız, böyle bir durumda nasıl davranırdınız?
Dürüstlük ve samimiyet inanılması güç durumları inanılır hale getirir.
- Riskler
neler? Okurun karakterle kendini özdeşleştirebileceği alanlar yaratın.
Karakteriniz başarısız olduğunda nasıl davranır, denemeye ne dersiniz?
- Hiçbir
çalışma boşa değildir. Eğer şu an işe yaramayan bir şeyler yazdıysanız,
bırakın, başka bir yönde ilerleyin. Bir süre sonra geri dönüp baktığınızda
işinize yarayabilir.
- Kendinizi
tanıyın: Yapabileceğinizin en iyisiyle “öylesine” yaptığınız arasındaki
farkı bilin. Hikaye denemek üzerinedir, vasatı parlatmak üzerine değil.
- Karakterlerin
başını belaya sokacak tesadüfler harikadır; onları beladan kurtaracak
tesadüfler ise hileden başka bir şey değil.
- Alıştırma:
Sevmediğiniz bir filmin yapı taşlarını sökün. SEVECEĞİNİZ bir film
yaratmak adına onları nasıl dizerdiniz?
- Hikayedeki
durum veya karakterlerle özdeşleşmeniz gerekir, “öylesine” yazamazsınız.
“Öylesine” yazmanıza neden olan NE ise onu bulun.
- Hikayenizin
özünü çıkartın. En ekonomik, en kısa şekilde nasıl anlatabiliyorsanız,
oradan yola çıkın ve geliştirin.









Hiç yorum yok:
Yorum Gönder