18 Mart 2020 Çarşamba

Storytelling (Hikaye Anlatıcılığı)

“Hikâyeler projektörlere ve sahne ışıklarına benzer; sahnenin bir bölümünü aydınlatırken, geri kalanını karanlıkta bırakırlar. Bütün sahneyi eşit ölçüde aydınlatsalardı hiçbir işe yaramazlardı. Bu ışıkların görevi sahneyi seyircinin görsel ve entelektüel alımlamasına hazır hale getirmek; algılanabilir, özümsemeye açık, anlamsız leke anarşisinin engellemediği bir resim yaratmaktır.”

Zygmunt Bauman, Iskarta Hayatlar: Modernite ve Safraları

Yeni bir ifade ve anlatım sanatı olarak literatüre yerleşen Storytelling (hikâye anlatıcılığı), bizdeki meddahlık geleneğine çok benzeyen bir biçimde kelimelerle, görsellerle, imgelerle birlikte doğaçlama süslemeler katarak olayları anlatma sanatıdır.



Sunulan-anlatılan şey ister bir ürün olsun isterse bir deneyim veya bilgi olsun… Önemli olan sunulanın karşıdaki “alıcı/alımlayıcı” üzerinde oluşturduğu duygulardır. Hikayeler ikna eder, özdeşim kurdurur, telkinlerde bulunur…

Pek çok öncü şirket hikaye anlatıcılığı ve hikayeleştirmenin gücünü arkasına almak istiyor. Hatta Microsoft, IBM, Nike gibi birçok sektör devi şirkette, artık “Chief Storytelling Officer” ya da “Chief Storyteller” diye bir pozisyon var. Yani “Baş Hikaye Anlatıcısı”

İş dünyasında pek çok sektörde olduğu gibi artık eğitim sektöründe de “storytelling”in önemini daha çok fark ediyor ve dile getiriyoruz.


Ünlü İngiliz Yazar ve İletişim Uzmanı David JP Phillips, Hikaye Anlatımının Büyülü Bilimi adlı sunumunda “Melekler Kokteyli” dediği üç hormon olan “Dopamin, Oksitosin ve Endorfin”in salınımına bağlıyor bütün meseleyi.


“Hikayeler bu üç hormonun salgılanmasına yarar (Dopamin, Oksitosin ve Endorfin)
…ve Phillips bu salgılanmaların yarattığı etkileri açıklar:

Dopamin: Odaklanma-dikkat-konsantrasyon, motivasyon ve hafıza-zihin işlevlerini (yaratıcılığı) artırır ve size sunulanı alımlama, algılama ve ihtiyaç olduğuna kannat getirmeye yardımcı olur. Bunu harekete geçirmek için hikayelerdeki belirsizlik, merak uyandırma etkenleri kullanılır.

Oksitosin: Seyirciler, dinleyiciler ve yaşadıkları karakterler arasında empatik bağlantılar kurarak hikayelere hayat verir. Beynimizin koklamak veya sallamak için kullandığımız aynı bölümleri de bu deneyimleri tanımlamak için kullandığımız kelimeleri anlamamıza yardımcı olur. Bu mekanizmalar farklı olsa da, her ikisi de hikayelerin ifade gücüne katkıda bulunur. Oksitosin, seyirciyi veya dinleyiciyi daha cömert yapar, karşıdakine güven duymasını sağlar. Empati kurmanızı sağlar. Şefkat yaratır.

Endorfin: Yaratıcılığı artırır, rahat hissettirir, yeniden odaklanmaya yardımcı olur.

Bu hormonların salgılanmasını sağlarken de Kortizol ve Adrenalin salgısını sınırlamaya yarayan Storytelling yöntemi ile Bauman’ın alıntıladığım ifadesini ispat etmiş olur Philips. Kortizol ve Adrenalin’in yüksek miktarda salgılanması ise hoşgörüsüzlük, asabiyet, yaratıcılık eksikliği, utanç, zayıf hafıza ve kötü kararlar meydana getirir.


Storytelling’in tam olarak bir metodu olmadığ gibi bu konuda popüler yaklaşımlar mevcuttur. En popüler yaklaşımlardan biri olan “Pixar'ın Hikaye Anlatma Kuralları” ilk olarak Pixar'ın Storyboard Sanatçısı Emma Coats tarafından stüdyonun 25’inci yıl dönümünü kutladığı 2011 yılında “Hikaye Anlatıcılığının 22 Temel Kuralı”nı Twitter üzerinden paylaşması ile gündeme geldi.

Bu kurallar ve sunduğu engin bilgiler yalnızca Pixar hikayeleri için geçerli değil; bu 22 kural, senaryo yazımı başta olmak üzere bilinen her türlü kurgu yazarlığında kullanılabilirdi.

İşte Pixar’dan Hikaye Anlatıcılığının 22 Temel Kuralı:

  1. Bir karakterin sevilmesinin nedeni, başarılarından çok denemekten vazgeçmemesidir.
  2. Yazar olarak hoşunuza giden hikayeyi değil, seyirci olsanız ilginizi çekecek hikayeyi anlatmayı deneyin. Bu ikisi arasında dağlar kadar fark vardır bazen.
  3. Belli bir tema üzerine yazmak önemli olsa da, hikaye sona ermeden o temayı bulmak mümkün olmayabilir.  Sona erince mi? Elbette tekrar yazmanız gerekir.
  4. Bir zamanlar _____ vardı. Her gün, _______ yapardı. Bir gün _______ oldu. Bu yüzden _______. Ve yine bu yüzden, ________. Ve sonunda ________.
  5. Basitleştirin. Odaklanın. Karakterleri birleştirin. Yol ayrımlarını atlayın. Kıymetli eserinizi kaybettiğinizi düşüneceksiniz ama bu manevralar sizi özgür kılacak.
  6. Karakteriniz hangi konularda başarılı? Kendini en rahat hissettiği yer neresi? Tam ters köşeye yatırın. Nasıl başa çıkacağını görün.
  7. Hikayenin ortalarına gelmeden sonunu yazın. Gerçekten; sonlar hep zordur, o yüzden sonu baştan bulmak işinizi kolaylaştırır.
  8. Hikayenizi bitirin. Mükemmel olmasa bile… İdeal bir dünyada hikayeler hep mükemmel şekilde sonlanır, ama bu dünyada değil. Bırakın, boşverin, bir dahaki sefere daha iyisini yazın.
  9. Takıldığınız, ilerleyemediğiniz zaman, hikayede GERÇEKLEŞMEYECEK olan olayları listeleyin. Birçok kez, bu listedeki maddelerden biri sizi tıkanmadan kurtaracaktır.
  10. Sevdiğiniz hikayeleri bir kenara ayırın. Bu hikayeleri sevmenizin sebebi, içlerinde kendinizden bir parça bulmanızdır; hikayeleri kullanmadan önce o parçayı bulmanız gerekir.
  11. Yazmaya başlamak aynı zamanda düzeltmeye başlamaktır. Kafanızdaki mükemmel fikir kağıda dökülmeden kalırsa, onu kimseyle paylaşamazsınız.
  12. Aklınıza gelen ilk fikri eleyin. İkinciyi de, üçüncüyü de, keza dördüncü ve beşinciyi de… Sıradan ve herkesin aklına gelebilecek olanı önünüzden kaldırın. Kendinizi şaşırtın.
  13. Karakterlerinizin fikirleri olsun. Pasif, yumuşak başlı karakterler yazarken size kolaylık sağlar ama okuyanı fena zehirler.
  14. Neden BU hikayeyi anlatmak istediğinizi bilin. İçinizde, başka hikayeleri değil de ille bunu yazmanızı isteyen yanınız hangisi? Sebeplerin kökenine inin.
  15. Eğer yazdığınız karakter siz olsaydınız, böyle bir durumda nasıl davranırdınız? Dürüstlük ve samimiyet inanılması güç durumları inanılır hale getirir.
  16. Riskler neler? Okurun karakterle kendini özdeşleştirebileceği alanlar yaratın. Karakteriniz başarısız olduğunda nasıl davranır, denemeye ne dersiniz?
  17. Hiçbir çalışma boşa değildir. Eğer şu an işe yaramayan bir şeyler yazdıysanız, bırakın, başka bir yönde ilerleyin. Bir süre sonra geri dönüp baktığınızda işinize yarayabilir.
  18. Kendinizi tanıyın: Yapabileceğinizin en iyisiyle “öylesine” yaptığınız arasındaki farkı bilin. Hikaye denemek üzerinedir, vasatı parlatmak üzerine değil.
  19. Karakterlerin başını belaya sokacak tesadüfler harikadır; onları beladan kurtaracak tesadüfler ise hileden başka bir şey değil.
  20. Alıştırma: Sevmediğiniz bir filmin yapı taşlarını sökün. SEVECEĞİNİZ bir film yaratmak adına onları nasıl dizerdiniz?
  21. Hikayedeki durum veya karakterlerle özdeşleşmeniz gerekir, “öylesine” yazamazsınız. “Öylesine” yazmanıza neden olan NE ise onu bulun.
  22. Hikayenizin özünü çıkartın. En ekonomik, en kısa şekilde nasıl anlatabiliyorsanız, oradan yola çıkın ve geliştirin.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder