İtalyan yönetmen Matteo Garrone'nin 8. uzun metrajlı filmi. Başrollerinde Marcello Fonte, Adamo Dionisi, Francesco Acquaroli ve Edoardo Pesce yer alıyor.
İlk gösterimini yaptığı Cannes 2018'de İtalya adına yarıştı ve başrol oyuncusu Marcello Fonte'ye en iyi erkek oyuncu ödülünü kazandırdı.
Kendinden oldukça büyük, oldukça güçlü ve vahşi görünen bir köpeği rahatlıkla kontrol ederek tımar edebilen Marcello, bu becerisine karşın sıradan bir hayat yaşıyor gibi görünse de filmin hemen başında sayılabilecek bir zamanda paralel olarak uyuşturucu satıcılığı yaptığını da öğreniyoruz.
İlginç bir tipten, sorumlulukları ve sorunları olan bir karaktere doğru yol alan Marcello'ya musallat olarak onun kimi zaman masumiyet, kimi zaman zayıflık ve kimi zaman da iyi niyetinden faydalanan Simoncino filmin kötüsü olmakla beraber, kadraja girdiği andan itibaren bizi Marcello gibi sıradan, küçük ve sevimli bir adamı ne kadar zorlayabileceğine dair düşündürmeye başlıyor.
Simoncino'nun attığı her kazıkla Marcello'nun sabrının, zekasının, gücünün sınırlarını ne kadar zorlayabileceğini merak ediyoruz. Ancak o naifliği elden bırakmayacağı izlenimini diri tutarak bizi sağlam bir hikayenin sonuna doğru taşıyor.
Öyle bir an geliyor ki, Marcello, ne kadar güçlü ve tehlikeli olursa olsun, filmin ilk sekansında tımar ettiği o kocaman köpekle ilişkisini hatırlatan bir ilişkiyi noktaladığını ve o andan sonra bambaşka biri olacağını gösteren bir şey yapıyor: Simoncino'nun oldukça yüksek bir fiyata aldığı motorsikletini tahrip ediyor.
Yaptığına karşın yediği dayaktan sonra bizleri bir süre daha yine eski Marcello'ya dönüştüğüne inandırıp işbirliği yapacağını düşündürerek filmin finalinin bizim için bir sürpriz olmasına çabalıyor.
Biz onu ilk baştaki karakterine bürünüp o ilk andaki meselelerine döndü zannederken, o adeta "ben size artık farklı biri olduğumu söylemeye çalışmıştım" diye ilk sahnedeki köpekle kurulan ilişkiyi yeniden gündeme getiriyor.
Bir intikam hikayesini oldukça başarılı bir oyunculukla süslemenin dışında finaldeki bağdaştırma seyirciye bir ders niteliğinde olsa da, işi süsleyeyim derken "abartılı makyajla gülünç duruma düşmüş güzel bir surat" duygusundan öteye gidemiyor.
Marcello'nun, küçücük bedeni ile koca cüsseli bir köpeği ehlileştirmiş olarak, tam Simoncino'nun cesedini yakacakken bir an arkadaşlarına göstererek o ana kadarki tüm aşağılanmışlığını bertaraf ederek "diş göstermek" istemesi yönetmenin iyi bir final aradığını ancak başaramadığını hissettiriyor. Çünkü ortalıkta bir anda hakim olan sessizlik, yalnızlık ve kimsesizlik bize baştan beri izlediklerimizin bir sanrı olabileceğini düşündürüyor.
Bu bakımdan filmin finalini gereksizce makyajlanmış ve boyaya bulanmış bir yüz olarak görüp çirkin bulduğumu söylemek isterim.





Hiç yorum yok:
Yorum Gönder