16 Mart 2020 Pazartesi

Matematiksel Model ile Diyabete Çözüm...


ÇEVİRİ: Nurullah KAYA, 16 Mart 2020, İstanbul

Matematiksel model, diyabet için daha iyi bir tedaviye öncülük edebilir.

Yeni bir model, insanlarda ve hayvanlarda hangi tür glikoza duyarlı insülinin işe yarayacağını tahmin edebilir.

MIT araştırmacıları tarafından geliştirilen yeni bir glikoza duyarlı insülin modeli, diyabet için daha iyi tedaviye öncülük edebilir ve düzenli manuel glikoz seviyesi testi ihtiyacını ortadan kaldırabilir.

Şeker hastalığını tedavi etmek için umut vaat eden yeni bir strateji, hastalara kan dolaşımında dolaşan ve artan kan şekeri seviyeleriyle aktive edilene kadar uykuda kalan bir insülin vermek.

Bu glikoza duyarlı insülinlerin (GRI) insanlar için kullanıma elverişliliğini görebilmek için klinik araştırma aşamasına giren tek aday da insanlarda etkinlik gösteremediğinden onaylanmamıştır.

MIT'de Kimya Mühendisliği Karbon P. Dubbs Profesörü Michael Strano: “İnsanlarda başarısız olacak ancak hayvanlarda başarı gösterecek olan GRI'ler var ve modellerimiz bunu tahmin edebilir” diyor. “Teorik olarak, diyabet araştırmacılarının tipik olarak kullandığı hayvan sistemi için, sonuçların insanlara nasıl tercüme edileceğini hemen tahmin edebiliriz.”

Strano, bugün Diyabet dergisinde yayınlanan çalışmanın kıdemli yazarıdır. MIT yüksek lisans öğrencisi Jing Fan Yang makalenin baş yazarıdır. Diğer MIT yazarları, doktora sonrası Xun Gong ve yüksek lisans öğrencisi Naveed Bakh’tır. Indiana Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde biyokimya ve moleküler biyoloji profesörü Michael Weiss ve Case Western Reserve Üniversitesi'nden Faramarz Ismail-Beigi, Kelley Carr, Nelson Phillips de makalenin yazarları arasında.

Optimal Tasarım

Diyabetli hastalar genellikle gün boyunca kan şekerini ölçmek ve kan şekeri çok yükseldiğinde insülin enjekte etmek zorundadırlar. Potansiyel bir alternatif olarak, birçok diyabet araştırmacısı, günde sadece bir kez enjekte edilebilen ve kan şekeri seviyeleri yükseldiğinde harekete geçecek olan glikoza duyarlı insülin geliştirmek için çalışıyor.

Bilim adamları bu ilaçları tasarlamak için çeşitli stratejiler kullandılar. Örneğin, insülin, glikoz mevcut olduğunda çözünen ve ilacı salan bir polimer parçacığı tarafından taşınabilir. Veya insülin, glikoza bağlanabilen ve insülin aktivasyonunu tetikleyebilen moleküller ile modifiye edilebilir. Bu yazıda, MIT ekibi, pBA adı verilen ve glikoza bağlanabilen ve insülini aktive edebilen moleküller ile kaplı bir GRI'ya odaklandı.

Yeni çalışma, Strano’nun laboratuvarının ilk kez 2017 yılında geliştirdiği bir matematiksel model üzerine inşa edilmiştir. Model, aslında kan damarları, kas ve yağ dokusu gibi insan vücudunun farklı bölmelerinde glikoz ve insülinin nasıl davrandığını açıklayan bir denklemler dizisidir. Bu model, glikoza ne kadar sıkı bağlandığı ve insülinin ne kadar hızlı aktive olduğu gibi kimyasal özelliklere dayanarak, belirli bir GRI'nın vücudun farklı bölgelerindeki kan şekerini nasıl etkileyeceğini tahmin edebilir.

Strano, “Herhangi bir glikoza duyarlı insülin için matematiksel denklemlere dönüştürebilir ve bunu modelimize ekleyebilir ve insanlarda nasıl performans göstereceği konusunda çok net tahminler yapabiliriz” diyor.

Bu model GRI'lerin geliştirilmesinde yararlı bir rehberlik sunmasına rağmen, araştırmacılar, hayvanlardaki testlerden elde edilen veriler üzerinde de çalışabilirse çok daha yararlı olacağını fark ettiler. Modeli, endokrin ve metabolik yanıtları insanlardan çok farklı olan kemirgenlerin GRI'lere nasıl tepki vereceğini tahmin edebilecek şekilde uyarlamaya karar verdiler.

“Kemirgenlerde çok fazla deneysel çalışma yapıldı, ancak kemirgenlerin kullanımında çok fazla kusur olduğu biliniyor. Bazıları şimdi oldukça akıllıca bu duruma '[klinik] çeviride kaybolmuş' olarak atıfta bulunuyor ”diyor Yang.

“Bu makale, insan endokrin sistemi modelimizi aldık ve onu bir hayvan modeline bağladığımız için öncülük ediyor” diye ekliyor Strano.

Bunu başarmak için araştırmacılar, insanlar ve kemirgenler arasındaki glikoz ve insülini nasıl işledikleri konusunda en önemli farklılıkları belirlediler ve bu da modeli kemirgenlerden verileri yorumlayacak şekilde uyarlamalarını sağladı.

Araştırmacılar, modelin bu iki varyantını kullanarak, PBA ile modifiye edilmiş GRI'nin insanlar ve kemirgenlerde iyi çalışması için gereken GRI özelliklerini tahmin edebildiler. Olası GRI'lerin yaklaşık yüzde 13'ünün hem kemirgenlerde hem de insanlarda iyi çalışacağını, yüzde 14'ünün insanlarda çalışacağını, ama kemirgenlerde çalışmayacağını, yüzde 12'sinin kemirgenlerde çalışacağını, insanlarda işe yaramayacağını buldular.

Gong, “Modelimizi potansiyel aday yelpazesindeki her noktayı test etmek için kullandık” diyor. “Optimal bir tasarım var ve bu optimal tasarımın insanlar ve kemirgenler arasında örtüştüğü yeri bulduk.”

Arıza analiz ediliyor

Bu model, diğer GRI tiplerinin davranışlarını tahmin etmek için de uyarlanabilir. Bunu göstermek için, araştırmacılar Merck'in 2014'ten 2016'ya kadar test ettiği ve sonuçta hastalarda başarılı olmayan glikoza duyarlı bir insülinin kimyasal özelliklerini temsil eden denklemler yarattılar. Şimdi, modellerinin ilacın başarısızlığını tahmin edip etmeyeceğini test etmeyi planlıyorlar.

“Bu deneme pek çok umut verici hayvan verisine dayanıyordu, ancak insanlara ulaştığında başarısız oldu. Soru, bu hatanın önlenip önlenemeyeceğidir ”diyor Strano. “Bunu zaten matematiksel bir temsile dönüştürdük ve şimdi aracımız neden başarısız olduğunu anlamaya çalışabilir.”

Strano’nun laboratuvarı, modelin sonuçlarına göre yeni GRI'ları tasarlamak ve test etmek için Weiss ile işbirliği yapıyor. İlaç geliştirme aşamasında bu tür bir modelleme yapmak, önerilen bir GRI'nın birçok olası varyantını test etmek için gereken hayvan deneylerinin sayısını azaltmaya yardımcı olabilir.

Araştırmacıların onu kullanmak isteyen herkese sunduğu bu tür bir model, bir hastanın vücudundaki koşullara yanıt vermek için tasarlanmış diğer ilaçlara da uygulanabilir.

Strano, “Bir gün, vücuda girecek ve potansiyel olarak gerçek zamanlı hasta cevabına dayanarak güçlerini modüle edecek yeni tür ilaçlar düşünebilirsiniz” diyor. “GRI'leri işe alırsak, bu, bir ilacın verildiği ve kolesterol veya fibrinojen seviyeleri gibi bazı terapötik son noktalara yanıt olarak gücünün sürekli olarak modüle edildiği farmasötik endüstrisi için bir model olabilir.”

Araştırma JDRF tarafından finanse edildi.

Anne Trafton | MIT Haber Merkezi, Mart 9, 2020

12 Mart 2020 Perşembe

Koçluk Kavramı

İnsanların farklı bireyler olmasından kaynaklı olarak her insanın biricikliğini esas alan ve kendine has öğrenme yolları ile farklı öğrenme süreçleri yaşadığı kabulü üzerinde gelişen bir takım iş birliği süreçlerine koçluk diyoruz.

Bunu tarihsel süreç içerisinde bireyleri bulundukları durumdan veya konumdan hedefledikleri duruma veya konuma taşıyan bir araçtan ismini alan Fransızca orijinli bir sözcük olan "Coach" sözcüğüne felsefi anlamda dayandırabiliriz. Böylece koçluğun felsefesini keşfetmiş olurken, koçluk hizmeti verdiğimiz kişide (danışan) yaşam kalitesinin artırılmasını sağlama ve performansının geliştirilmesine katkı anlamında humanistik felsefe ve pozitif psikoloji uygulayarak güvenli bir çevre ve eğitim stratejisi yolu ile onu bir yerden bir yere taşımış oluruz.

Bireyin öğrenme ihtiyacının içeriğine bağlı olarak eğitim koçluğu, spor koçluğu, sınav koçluğu, takım (kurumsal) koçluğu, çift veya aile koçluğu ve yaşam koçluğu gibi alanlarda son zamanlarda sıkça duyduğumuz koçluk kavramı, bireysel özelliklerin farkında olmak ve bu özelliklerden olumlu olanları geliştirirken, olumsuzlukları gidermek üzerine eğilmiş bir yol arkadaşlığı şeklinde yürütülmektedir.

Burada koçluk, birlikte yol arkadaşlığı yapılan kişiye onunla ilgili doğru sorular sorarak kendini daha iyi tanıması için düşünme, yorumlama ve değerlendirme ortamı yaratmak gibi bir süreci kapsar.

Kısaca SWOT analizi yapılarak başlanabilecek olan koçluk sürecinde güçlü yönlerin pekiştirilmesi, zayıf yönlerin de geliştirilmesi esası uygulanır.

Koç, genel anlamda mentorlük ile karıştırılmaktadır. Mentorlükten farklı olarak koç, birlikte çalıştığı danışanlarına (koçluk hizmeti verdiği kişilere) yol göstermez, kendisine uygun olan yolu bulması için rehberlik eder. 

Koç, bireyin potansiyelini açığa çıkarabilen, yeteneklerinin ve becerilerinin farkına vardıran kişi olarak "ona balık vermek yerine balık tutmayı öğretendir." Koç, bireyin yetenek, beceri, potansiyel ve dezavantajlarına göre yol belirlemesine yardımcı olur.

Birlikte çalıştığı yol arkadaşının kişilik analizini yapar, onun kendine has olan öğrenme yöntemini belirler, başarısını engelleyen unsurları ortaya çıkarıp görünür olmasını sağlar. Kendini tanıyan bireyin bu bireysel özellikleri ve ihtiyaçları doğrultusunda kapasitesini de göz önünde bulundurarak öncelikle kapasite geliştirme ve daha sonra da bireysel ihtiyacına uygun çalışma programı ile hedefine ulaşmada motivasyon sağlar.

Bazı kaynaklarda da Zihinsel Hazırlık Ve Karşılama Aşaması, Senas Çerçeveleme, Uyum Yakalama, Empatik Dinleme, Hedef Belirleme, Güçlü Gözlemler, Geri Bildirim, Güçlü Sorular, Yapılandırma, Güçlü Ricalar, Kişiyi Geliştirme, Tahhüt Alma ve Takip başlıkları ile belirlenen koçluk yaklaşımı temelde her tür koçluk ihityacında uygulanabilir.

Bu bağlamda analiz süreci ile başlayıp birlikte çalışma ile devam eden ve hipotez kurma aşamasından sonra geri bildirim aşamalarından geçilen ve deneme(sınama) süreci ile tamamlandıktan sonra tekrar analiz süreci ile meydana gelen bir döngü denebilir koçluk için.

Bu döngünün aksamaması ve hedefe daha sağlam ve etkin biçimde kısa sürede ulaşılabilmesi için koçların sahip olması gereken bazı nitelikler vardır: "Etkin bir koçluk için aktif dinleme, sesli ve sessiz iletişim becerilerini kullanma, hipotez kurdurtma, geribildirim alma, farkındalığı ortaya çıkarma, SWOT analizi yaptırarak değişim için engelleri değerlendirmesine yardımcı olma, kişinin kendi hedeflerini belirlemesini sağlama, destekleme, motivasyonunu arttırma, koçluk alan kişinin verdiği kararlarda sorumluluk almasını sağlamadır"(1) (2)

Girişte telaffuz edilen Eğitim Koçluğu, Yaşam Koçluğu, Takım Koçluğu gibi alanların hepsinde aslında temel felsefe danışanı veya danışanları bulundukları yerden hedefledikleri yere taşıma sürecinde etkin bir dinleme yolu ile doğru sorular sorarak onların kendi potansiyellerinin farkına varmalarını sağlayarak bu anlamda ihtiyaçları olan rehberliği yapıp gerekli motivasyonu sağlamaktır. 

1.Pelz LS. Steps towards the Benchmarking of Coaches' Skills, International Journal of Evidence Based Coaching and Mentoring February 2014;12(1):47-62. 26. 
2.NHS Leadership Centre (2005) Literature review: coaching effectiveness – a summary. 
http://literacy.kent.edu/coaching/information/ Research/NHS_CDWPCoachingEffectiveness.pdf adresinden 3 Şubat 2015 tarihinde ulaşılmıştır

11 Mart 2020 Çarşamba

Dogman

İtalyan yönetmen Matteo Garrone'nin 8. uzun metrajlı filmi. Başrollerinde Marcello Fonte, Adamo Dionisi, Francesco Acquaroli ve Edoardo Pesce yer alıyor.

İlk gösterimini yaptığı Cannes 2018'de İtalya adına yarıştı ve başrol oyuncusu Marcello Fonte'ye en iyi erkek oyuncu ödülünü kazandırdı.

Kendinden oldukça büyük, oldukça güçlü ve vahşi görünen bir köpeği rahatlıkla kontrol ederek tımar edebilen Marcello, bu becerisine karşın sıradan bir hayat yaşıyor gibi görünse de filmin hemen başında sayılabilecek bir zamanda paralel olarak uyuşturucu satıcılığı yaptığını da öğreniyoruz. 

İlginç bir tipten, sorumlulukları ve sorunları olan bir karaktere doğru yol alan Marcello'ya musallat olarak onun kimi zaman masumiyet, kimi zaman zayıflık ve kimi zaman da iyi niyetinden faydalanan Simoncino filmin kötüsü olmakla beraber, kadraja girdiği andan itibaren bizi Marcello gibi sıradan, küçük ve sevimli bir adamı ne kadar zorlayabileceğine dair düşündürmeye başlıyor. 

Simoncino'nun attığı her kazıkla Marcello'nun sabrının, zekasının, gücünün sınırlarını ne kadar zorlayabileceğini merak ediyoruz. Ancak o naifliği elden bırakmayacağı izlenimini diri tutarak bizi sağlam bir hikayenin sonuna doğru taşıyor.

Öyle bir an geliyor ki, Marcello, ne kadar güçlü ve tehlikeli olursa olsun, filmin ilk sekansında tımar ettiği o kocaman köpekle ilişkisini hatırlatan bir ilişkiyi noktaladığını ve o andan sonra bambaşka biri olacağını gösteren bir şey yapıyor: Simoncino'nun oldukça yüksek bir fiyata aldığı motorsikletini tahrip ediyor. 

Yaptığına karşın yediği dayaktan sonra bizleri bir süre daha yine eski Marcello'ya dönüştüğüne inandırıp işbirliği yapacağını düşündürerek filmin finalinin bizim için bir sürpriz olmasına çabalıyor.

Biz onu ilk baştaki karakterine bürünüp o ilk andaki meselelerine döndü zannederken, o adeta "ben size artık farklı biri olduğumu söylemeye çalışmıştım" diye ilk sahnedeki köpekle kurulan ilişkiyi yeniden gündeme getiriyor.

Bir intikam hikayesini oldukça başarılı bir oyunculukla süslemenin dışında finaldeki bağdaştırma seyirciye bir ders niteliğinde olsa da, işi süsleyeyim derken "abartılı makyajla gülünç duruma düşmüş güzel bir surat" duygusundan öteye gidemiyor.

Marcello'nun, küçücük bedeni ile koca cüsseli bir köpeği ehlileştirmiş olarak, tam Simoncino'nun cesedini yakacakken bir an arkadaşlarına göstererek o ana kadarki tüm aşağılanmışlığını bertaraf ederek "diş göstermek" istemesi yönetmenin iyi bir final aradığını ancak başaramadığını hissettiriyor. Çünkü ortalıkta bir anda hakim olan sessizlik, yalnızlık ve kimsesizlik bize baştan beri izlediklerimizin bir sanrı olabileceğini düşündürüyor.

Bu bakımdan filmin finalini gereksizce makyajlanmış ve boyaya bulanmış bir yüz olarak görüp çirkin bulduğumu söylemek isterim.